Aralık 2003 Röportaj: Mehmet DERİ
EĞİTİMCİ YAZAR VEHBİ VAKKASOĞLU:
“MEHMET AKİF’İ TANIMADAN YENİ AKİFLER YETİŞTİREMEYİZ”

Bu değerli röportajı için Araştırmacı yazar Mehmet DERİ’ye teşekkür eder.Çalışmalarının devamını dileriz.

 

Mehmet DERİ: Bilindiği gibi ülkemiz, son yıllarda kasıtlı olarak unutturulmak istenen şahsiyetler ülkesi haline getirilmiştir. Bu şahsiyetlerin başında Mehmet Akif gelmektedir. Mehmet Akif’in milletimizin gönlünde yer etmesini ve “unutulmaz” şahsiyetlerden olmasını sağlayan belli başlı faktörler nelerdir?
Mehmed Akif, sadece unutturulmak istenen değil; daha fecisi, alçakça kötülenen, karalanan, iftiralara uğrayan büyüklerimiz arasındadır. Elbette ki bu tür davranışlar, güneşin balçıkla sıvanmaya çabalanması gibidir. Hiç bir iftira ve hakaret Akif’imize zarar veremez. Onun güzelliğini gölgeleyemez. Ancak, O’nun manevî mirasına sahip çıktığını iddia eden bizlerin gayretsizliğini, himmetsizliğini ve O’na layık olamadığını gösterir. Mehmed Akif unutulmamalıdır. Çünkü O, yakın tarihimizin, canlılığı solmayan gerçekçi bir şahididir. Bugün de, bizi batıran dertlerin teşhis edicisi, üstelik devalarının da sunucusudur. Onu bilmeyenler, “yeniden Amerika keşifleri” yapmak durumunda kalırlar. Mehmed Akif, hem günümüzü, hem geçmişimizi, hem de geleceğimizi aydınlatmıştır. Çünkü O, “Mü’minin ferasetinden çekininiz. Zira o, Allah’ın nuruyla görür.” diyen hadis-i şerifin mazharıdır.
Mehmet DERİ: “Akif, düne ve bugüne olduğu gibi yarınlara da ışık tutan,
müstesna bir şahsiyettir.” diyorsunuz. Bu durum, onun hangi vasıflarından kaynaklanmaktadır?
Akif’in ölümsüz temel vasıfları, sarsılmaz bir iman ve şaşmaz bir ahlaktır. O’nu sevmeyenler bile, inancındaki samimiyeti tasdik etmek mecburiyetinde kalmışlardır. Böyle bir örnek, bilhassa da yakın tarihimizde çok nadirdir. Oysa ki bizim geleceğimiz, gençlerimizdir. Onların talim ve terbiyesinde en çok muhtaç olduğumuz şey, örnek şahsiyetlerdir. Çünkü çocuklar ve gençler, kuru öğütlerle değil, anlatmaya çalıştığımız değerleri yaşayan örnek insanların şahsında ahlakı severler.
Peki, bizim eğitim âlemindeki örneklerimiz, önderlerimiz kimlerdir?
İşte bu noktada Mehmed Akif, çok büyük önem kazanmaktadır. İnsanı insan yapan imandaki derinlik ve samimiyet ondadır. Maskesiz ve çifte standartsız bir dürüstlük ondadır. İnandığı gibi yaşamak, gerçek bir kulluğa talip, gönül adamı olmak onda… Şairlik bile onda, ahlaktan ve adam olmaktan sonra gelir. Önce mü’min, sonra gözü yaşlı bir insanlık ve Allah aşığıdır. Adaleti, hukuku, eşitliği önde tutan, dosdoğru bir adam, adam gibi adam olmak onda. Örneksiz kalmış eğitim dünyası, onun şahsında müthiş, muazzam, yüce bir örnek kazanıyor. Ama o, eğitim dünyamızda ne kadar var? O’nu sevenler bile, onu ne kadar biliyor; okula, sınıfa, daha da önemlisi, talebenin kafasına ve kalbine ne kadar davet ediyorlar?
Öğrencilere hep batılı ve batıcı örnekler gösterenler, sonra o gençleri nasıl kendi ruh köklerine bağlayacaklardır? Serapa samimiyettir Mehmed Akif… Gösterişin, riyanın, gururun zerresi bile yoktur onda. Şimdi, gösterişten ibaret bir dünyada o’nun tevazu, sevgi ve şefkat dolu yüreğine ne kadar muhtacız…
Biz Akif’i unutsak, o ne kaybeder? Ama biz unutanlar, kendimizi ve geleceğimizi muhteşem bir örnekten mahrum ederiz. Dolayısıyla da, bize ve geleceğimize yazık olur. Zira hepsi de Batı kaynaklı, ya da Batı özentili olan davranış öğütleri, mutluluk ve başarı reçeteleri, her ne kadar “kişisel gelişim” ucubesiyle süslense de, etkisiz kalacaktır. Çünkü bugünkü Batı’nın, eğer tırnağı varsa, kendi sevgisizliğinin kelini kaşımasını tavsiye ederim. Ama gerçekten adam olma niyetinde olan Batılılara da, ben Mehmed Akif’i tanımalarını tavsiye ediyorum. Bu sebeple de, bugüne kadar sayısı üç yüzü geçen “Ahlak Ve Karakter Adamı Mehmed Akif” başlıklı konferansımı vermiş bulunuyorum. Ömrüm oldukça da, inşallah onu anlatmaya, açıklamaya ve gençlerimize eskimeyen bir örnek olarak sunmaya çalışacağım.

Mehmet DERİ: Mehmet Akif, İslam ümmetinin geri kalışının en büyük sebebi olarak, cehaleti gösterir. Kurtuluşun ancak İslam’a ve ilme sarılmakla mümkün olacağını söyler. Bu bağlamda, yaşadığımız asrı İslam ve ilim asrı yapabilmek için Akif’in dilinden neler söylemek istersiniz?

Geri kalışımızın sebebi elbette ilimsizliktir. Artık bilgi çağındayız. Bilginin en etkili güç olduğunu, Akif’imiz neredeyse bir asırdan beri söylüyor. Hiç olmazsa, şimdi artık, yolumuz ilim yolu olsun. Mehmet Akif, ilimle İslam’ı ayırmamıştır. Yani gerçekten ilim yolunda olan, İslam’ı bulur. Kur’an-ı Kerim’de, “Allah’tan hakkıyla korkanlar ancak âlimlerdir” buyurur. Allah’ı bulmak, bilmek ve sevmek de ancak ilimledir. Dolayısıyla, İslam’sız ilim, ilimsiz İslam olmaz. Akif, bu gerçeğin sözcüsüdür. O’nun en orijinal yanlarından biri, ilim ve İslam hususunda çağdaş düşünmesidir:
“Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı
Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı ” der.
Yine, Mehmed Akif’te gördüğümüz çok önemli bir husus, bir ayağı tarihe doğru basmayan Müslümanın ayakta duramayacağıdır. “Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?” diye tarihe dikkat çeker. Sahi biz tarihin neresindeyiz? Ama ümitsiz değiliz. O’nun diktiği bir âbidenin açıklaması mahiyetinde yazdığımız, “Bir Destandır Çanakkale” kitabı hararetle okunuyor, aynı adla verdiğimiz konferanslar binlerce genç tarafından büyük ilgi görüyor.

Mehmet DERİ: İnkılabların yapılmasıyla birlikte Mehmet Akif, tam bir sükutû hayale uğramış; ülkemizden büyük bir hüzünle ayrılarak Mısır’a gitmiş, orada “vatandaki gurbeti” yaşamıştır. Okuyucularımız için Akif’in Mısır’daki hayatından bir kesit sunar mısınız?

İsterseniz önce Akif’i Mısır’da yaşamaya mecbur eden sebepler üzerinde duralım: İnkılâpların yapılmasıyla birlikte, İslam kendi öz diyarında gurbete düştü. Umulur muydu ki mabedler, ibadetler yetim olsun? Ezanlar, ümitsiz bir neslin arkasından ağlasın. Cemaat bekleyen minberler, karşısında dikilmiş sütunları ve serilmiş mermerleri görsün. Tavanlar, bakımsızlıktan yere insin, eşiklerde yosun bitsin, mihrap örümcek bağlasın. Umulur muydu ki, taş taş devrilen sağlam binaların, viran kubbelerde son feryadı çınlasın? Bu gurbetten daha acıklı bir gurbet düşünülebilir mi? İslam, öz vatanında bunca gurbet hayatı yaşarken, Akif elbette ki, içinde kocaman bir gurbet ülkesi taşıyacak baharı son baharı olacaktır. İçinde taşıdığı gurbet havası günden güne ağırlaşan ve dayanılmaz bir hal alan Akif, nihayet içindeki gurbet ülkesini dışındaki gurbete tahvil eder, Mısır’a gider.
Mehmed Akif’in Mısır hayatı çok hazindir. Hüznün temeli, o güzel insanın, kendisini Mısır’da yaşamaya mecbur hissedişidir. Mısır’da kendisine yardım edecek Abbas Halim Paşa gibi çok zengin dostları bulunmasına rağmen, o, fakirane bir hayatı tercih etmiştir. Çok yoksul olan hayatını kimsenin bilmemesi için de, ev değiştirme işini hep geceleyin yaparmış. Niçin sık sık ev değiştirirmiş? Çünkü daha hesaplısını ve ucuzunu buldukça taşınırmış. Niçin hep geceleyin, el ayak çekilince taşırmış ev eşyasını? Çünkü durumu görenler anlatır da, zengin dostları acıyarak ona yardım etmeye kalkarlarmış… Tabii ki, bu da Mehmet Akif’in hiç hazzetmediği ve istemediği bir durumdur. Bu ve benzeri yüzlerce örnek davranış gençlere sevdirilmeden, kimlikli, kişilikli, minnetsiz ahlak âbidelerini nasıl yetiştireceğiz. Akif, bilinmeden ve sevilmeden yeni Akif’ler yetiştirmemiz imkansızdır. Aksi halde gençlerden şikayete hakkımız yoktur. Çünkü onlar, önlerine konulan örnek gibi oluyorlar. Sahi, sabah akşam, onlara gösterdiğiniz örnekler kimlerdir ve ne kadar Akif ilhamlıdır yürekleri?
Mehmet DERİ: Muhterem hocam, bu çok kıymetli röportaj için çok teşekkür ederim.
Bende teşekkür eder, yayın hayatınızda başarılar dilerim.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir